Bilim ve Teknoloji ile ilgili bilgiler

3/11/2006

İnsanı düşündüren gen HAR1F

Bilim insanları, insan beyninin maymundan daha gelişmiş olmasını sağlayan kilit geni saptadıklarını açıkladı. HAR1F adlı bu gen, soyut düşünce yetisiyle ilişkilendiriliyor.
İnsan beynini, kendisine en çok benzeyen canlı olan maymun beyninden ayıran en önemli unsurlar soyut ve yaratıcı düşünce, bilgi birikimi ve dil yetisi. Bu yetiler beynin serebral korteks adı verilen ön bölümünde şekilleniyor. Serebral korteksin oluşumunda kilit rol oynayan ve insanı diğer canlılardan ayıran genin adı HAR1F. Uzmanlara göre, bu gen sayesinde insan beyni primatların üç katından daha büyük. Bilim insanları, bu genin birkaç milyon yıldır tüm hayvanlarda hiçbir değişime uğramazken, sadece insanda ani ve hızlı bir değişim geçirdiğini ve bu sayede insanın bugünkü zekasına kavuştuğunu ortaya koydu. Şimdi bu gendeki ani değişimin nedenleri sorgulanıyor.

Araştırmayı yürüten University of California-Santa Cruz bünyesindeki Biyomoleküler Mühendislik Merkezi uzmanı David Haussler, söz konusu kilit genle ilgili çıkardıkları kanıtların güçlü, ancak henüz ‘dolaylı’ olduğunu ifade ediyor. Haussler ve ekibi HAR1F genine bağlı olarak, dil yetisi ve bilgi birikimi gibi beynin en karmaşık işlemlerinin gerçekleştiği serebral kortekste de, bazı önemli değişimlerin insanda çok hızlı ve aniden gerçekleştiğini keşfetti. Serebral korteks, insanda düşünce, teorik öğrenme, yaratıcılık, beş duyu, bellek ve hisler, problem çözme ve karar verme yetilerini düzenliyor.

David Haussler.

Haussler, “HAR1F geni özellikle serebral korteksteki Cajal-Retzius sinir hücrelerinde faal, bu nöronlar reelin adı verilen bir protein salgılıyor. Bu protein de insanda nöron gelişimini ve aralarındaki bağlantıları sağlıyor. Reelin proteininin faal olduğunu zamanlar HAR1F geninin de faal olduğunu gözlemledik. İkisinin dolaylı yolla bağıntılı olduğunu düşünüyoruz. Bu genin sorumlu olduğu nöron hücrelerindeki farklar insanla maymun arasındaki beyinin büyüklüğü farkını açıklıyor” diye konuşuyor.

GEN TEK DEĞİŞİMİ İNSANDA GÖSTERMİŞ
Haussler ve ekibi, insan, şempanze ve farelerin genomlarını değerlendirdi ve son 80 milyon yılda hiç değişime uğramamış olan DNA bölümlerini tespit etti. Bu değişmemiş DNA parçaları incelenerek, bunların arasında son 6 milyon yılda, maymunla insanın ayrılmaya başladığı tarihten itibaren, değişim olup olmadığına bakıldı. Bu incelemedeki amaç, kısa süre içinde gerçekleşen ani değişimleri saptamaktı. Bilim insanları, 300 milyon yıl öncesine kadar hiç var olmayan, ancak birden ortaya çıkan bir gen tespit etti. Bu gen, balıklar veya omurgasız canlılarda bulunmazken, sadece memeliler ve kuşlarda var olduğu belirlendi.

İNSANI MAYMUNDAN AYARIN BU GEN Mİ?
Ekipten Kathrine Pollard, insan genomlarında 49 adet son derece hızlı değişim göstermiş parça buldu; bunların 12’sinde beyin gelişimiyle ilgili ipucuna rastlandı. Bu gende, hayvanlar arası tek değişimin maymunla tavuk arasında olduğunu belirlendi. Ancak, HAR1F geninde esas değişimlerin insanla maymun arasında gerçekleştiği ortaya çıktı. Bu değişimlerin de son birkaç yılda meydana geldiği düşüünülüyor. Diğer bir deyişle, insan bu gendeki değişimle, maymundan farklılaşma yoluna girdi.

HAR1F geninin diğer hayvanlarda aynı kalırken, nasıl insanda ani ve hızlı değişime uğradığı araştırılacak.

Cornell Üniversitesi’nden moleküler biyoloji profesörü Andrew Clark, genin maymundan insana çok hızlı bir değişimle evrilmesinin normalin ötesinde bir durum olduğunu, bunun ancak ‘garip bir mutasyon’la açıklanabileceğini vurguluyor. Haussler’e göre normal bir evrim sürecinin parçası olmayan böylesi bir gen mutasyonu, insanın ağaçtan yere inmesine yaşadığı strese karşı bir tepki olarak gelişmiş olabilir.

FONKSİYONEL RNA MOLEKÜLLERİ
Diğer genlerden farklı olarak HAR1F, protein üretimi yerine ‘fonksiyonel RNA molekülleri’ üretiyor, bu moleküller proteinlere benzer işlev görüyor. Proteinler amino asitlerden oluşurken, RNA molekülleri nükleik asitten müteşşekkil. Nükleik asit aynı zamanda DNA’nın da temel yapıtaşları. Brüksel Üniversitesi’nden Pierre Vanderhaegen genin insan fetüslerinde gebeliğin 7 ila 19’uncu haftaları arasında geliştiği tespit etti.

Kaynak: Makale İngiliz bilim dergisi Nature’da yayımlanmıştır.


27/5/2006

Ölüme yakın deneyimler aslında bir rüya

Ölüm tehlikesi ya da büyük bir travma geçiren insanların çoğu, vücut dışı deneyimler yaşadıklarını, yoğun bir ışık gördüklerini ya da huzur hissetiklerini anlatıyor.
     
Sanılandan daha fazla
Araştırması 'Neurology' dergisinde yayımlanan ABD'nin Lexington kentindeki Kentucky Üniversitesi'nden nörofizyolog Kevin Nelson, "ölüme yakın deneyimler, aslında insanların sandığından çok daha fazla" diyor. Yapılan bazı çalışmalar, beyne elektrik akımıyla verilen uyarıların, ölüme yakın deneyimlerin etkilerini tetiklediğini gösteriyor.
     
Ketamin etkisi
Uyuşturucular da aynı etkiyi gösteriyor: Atları sakinleştirmek için kullanılan ve illegal bir eğlence aracı olan ketamine, bu belirtilerin çoğuna sebep olabiliyor. Fakat anlık ölüme yakın deneyimler hala açıklanamıyor. Nelson, elleri felç olan hastaların deneyimlerini okuduktan sonra bu olayı araştırmaya karar verdi. Bazı insanların uykuya dalmadan ya da uyandıktan sonra hemen sonra aynı şekilde felç geçirdiğini biliyordu. "O an beynimde bir ışık yandı" diyor.
     
Aynı sayıda karşıtlar
Nelson, bir vakıf yardımıyla kalp ameliyatı veya trafik kazası gibi travmatik olaylar geçirdikten sonra bu tür deneyimler yaşayan 55 kişi buldu. Ayrıca böyle bir deneyim yaşamayan aynı sayıda kişiyle de söyleşiler yaptı. Ölüme yakın deneyimler geçiren yüzde 60'ı, uykuyla uyanıklık arasında bir bulanıklık yaşadıkları en az bir olay olduğunu söyledi. Ölüme yakın deneyim yaşamayan insanlarda ise bu oran yüzde 24'te kaldı.
     
Beyinsapında gerçekleşiyor
Bulanık dönemler uyku felcini de içerebiliyor ya da görsel veya işitsel halüsinasyonlar rapor ediliyor. Bu olaylar, rüyada ya da REM (Rapid Eye Movement) uykusunda da ortaya çıkabiliyor ve uyanıklığa da geçiş yapıyor. REM uykusunda kaslar, kuvvet ve gerginliklerini kaybediyor ve felç gibi bir his ortaya çıkıyor. Bu evredeki görsel aktivite, ışıkla çevrilmiş olma hissinin açıklanmasına da yardımcı olabilir. REM uykusu, basit yaşamsal fonksiyonları kontrol eden ve omuriliğe yapışık bulunan beyinsapında gerçekleşiyor. "İronik olarak, beynin bu en ilkel parçası, kimileri için insanlığın tanımı olan deneyimler üretiyor olabilir" diyor Nelson.
     
Travma geçirmeyenleri arıyor
Nelson şimdi, travma geçirmemiş ama ölüme yaklaşan vücut dışı deneyimler yaşayan insanlar üzerine çalışarak ölüme yakın deneyimleri incelemeyi umut ediyor. Ayrıca diğer psikolojik ya da manevi (spiritüel) etkenlerin rol oynayabileceğini de gözardı etmiyor. "Bu deneyimlerin tam olarak nasıl ortaya çıktığıyla ilgileniyorum" diyor.

27/5/2006

Görünmez mi olmak istiyorsunuz? Biraz bekleyeceksiniz...

Araştırmacılar, ışığın ve diğer ışınım biçimlerinin bir nesne etrafında bükülme yolunu değiştirebilecek yeni maddelerin, bir nesnenin görünmez olmasını mümkün kılabileceğini belirtiyor.

Bir nesneyi gizlemek ve onu ışık, kızıl ötesi ışın, kısa dalgalar ve belki de sonardan gizlemek için deneysel ''öte-maddeleri'' kullanma fikri taşıyan iki araştırma ekibinin yolları araştırmaları sırasında kesişti.

Ekibin üzerinde çalıştığı teoriye göre, Star Trek filminde uzay gemilerini ya da küçük büyücü Harry Potter'ı görünmez kılan pelerinler, belki de gerçekten mümkün.

Bu fikir, elektromanyetik dalgaların en hızlı, ama zorunlu olarak en kısa olmayan, yolu aldıkları ışığın kırılma özelliğiyle başlıyor. Kırılma, çok bilindiği gibi, bir kaşığın suya daldırıldığında kırılmış gibi görünmesinin nedeni.

İngiltere'deki St. Andrew Üniversitesi'nden fizikçi Ulf Leonhardt, araştırmalarıyla ilgili olarak Bilim (Science) dergisinin bugünkü sayısında yayınlanan yazısında, ''bir ortamın, içindeki bir deliğin etrafındaki ışıkları deliğin etrafından geçmeye yönlendirdiği bir durumu düşünün'' diyor.

Bu durumda, ışık ışınları sanki düz bir çizgide ilerlemişler gibi nesnenin arkasına geçeceklerdir. Leonhardt, bunun sonucunda ''delik içine yerleştirilmiş bir nesne, gözlerden gizlenmiş olacaktır. Bu ortam, nihai görsel (optik) yanılsamayı yaratacaktır: görünmezlik'' diyor.

''Bu tür araçların üretilmesinin mümkün olabileceğini'' belirten Leonhardt, ''burada geliştirilen yöntemin diğer elektromanyetik dalgalar ve ses dalgalarından kurtulmak için de uygulanabileceğini'' kaydetti.

UZAY, GİYDİGİMİZ BİR ELBİSEDİR
ABD'nin North Carolina eyaletindeki Duke Üniversitesi'nden David Schurig ise kendisiyle yapılan telefon görüşmesinde, bütün fizikte olduğu gibi görünmezlikte de biraz hayal gücü gerektiğini belirterek, şunları söyledi:

''Uzayı, giyilmiş bir elbise gibi düşünün ve iplikleri koparmadan, elbisenin içine bir nesne yerleştirdiğinizi düşünün. Işık veya mikrodalgalar ya da radar, elbisenin iplikleri boyunca ilerleyecek ve yerleştirilen nesneye değmeden nesnenin arkasına geçecektir. İhtiyacınız olan tek şey, doğru madde özellikleridir ve bu durumda ışığı yönlendirebilirsiniz.''

HAYALET UÇAK TEKNOLOJİSİNDEN FARKLI
Shurig, bu teorinin, günümüzde radarların tespit edemediği ''hayalet'' bombardıman uçaklarında kullanılan yöntemden farklı olduğunu belirtiyor. Hayalet bombardıman uçaklarının yüzeyine eklenen bir madde radar ışınlarını geri yansıttığı için, uçak radarda görünmüyor.

Araştırmacıların geliştirdiği yeni teorideyse bunun yerine, bir nesne öte-maddelerden oluşan bir kabuk içine yerleştiriliyor ve seraba benzer bir yanılsama yaratılıyor.

ÖTE-MADDE ÜRETME ÇALIŞMALARI BAŞLADI
Öte-maddeler, doğada bulunan hiçbir şeye benzemeyen bileşik yapılar. Bunlar, ışığı olağan olmayan şekillerde eğme yeteneği gibi, olağan olmayan özelliklere sahip olacak şekilde üretiliyor.

Duke üniversitesi laboratuvarlarında öte-maddeler üzerinde çalışmalar başlamış durumda. Bu tür maddeler, uçaklarda veya arabalarda super ince elektronik ürünlerin ya da çok etkili lenslerin üretilmesini mümkün kılabilir.

Londra'daki Imperial College'den John Pendry ile birlikte çalışan Shurig ve David Smith, Duke Üniversitesi'nde çalışırlarken, bu tür maddeleri ışığı ve diğer elektromanyetik ışınımları bükmek için kullanma fikrine ulaşmışlar.

Smith, ''bu etkilerin deneysel ortamda elde etmeye çalışacağız. Bunun için atmamız gereken birkaç adım daha var. Bu adımlar üzerinde çalışıyoruz'' dedi.  

27/5/2006

Dünya sanılandan daha hızlı ısınacak

Avrupa'da ve ABD'deki bilim adamları, sera etkisi yaratan gazların, küresel ısınma üzerindeki etkisinin bilindiğini, küresel ısınmanın da sera gazlarının yayılmasını hızlandırdığının görüldüğünü, bunun, dünyanın tahmin edilenden daha hızlı ısınacağı anlamına geldiğini belirttiler

23 Mayıs 2006 Salı

Bilim adamları, geçmişte dünya güneşin tabii döngüsü nedeniyle ısınırken, atmosfere daha fazla sera etkisi yaratan gazların salındığını, sera gazı seviyeleri arttıkça dünyada ısının artığını söylediler.

Dünyanın, güneşin bu tabii döngüsünün son bulmasının ardından soğuduğuna ve bunun sera etkisi yaratan gazların yayılmasında düşüşü beraberinde getirdiğine dikkati çeken bilim adamları, ancak geçmişte meydana gelen bu ısınma ve soğumaların fosil yakıtların yanmasından etkilenmediğini ifade ettiler.

Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarında görevli bilim adamı Margaret Torn, ''Bu, ısınmanın daha hızlı olduğu anlamına geliyor. Her on yıl, aslında olması gerektiğinden daha hızlı ısınıyor'' dedi.

BEKLENEN ISI ARTIŞI
Bilim adamları, bu bulgular ışığında dünyada beklenen ısı artışının 1,6 ila 6 derece olabileceğini belirttiler. Mevcut iklim modelleri, ısıda 1,5 ila 4.5 derecelik bir artış öneriyor.

Sonuçları Geophysical Research Letters dergisinde yayımlanacak olan araştırmalar, güneşin tabii döngüsünün yol açtığı fazladan karbondioksitin ısınmayı artırabileceğini gösteriyor.

Küresel ısınmaya kısmen karbondioksit ve metan dahil olmak üzere sera gazlarının yayılması neden oluyor. Bu gazlar kendiliğinden ya da özellikle kömür ve petrol ürünleri gibi fosil yakıtların yanması sonucu atmosfere salınıyor.

Dünya son 100 yılda 0,8, geçen 30 yılda ise 0,6 derece ısındı.

26/5/2006

En iyi açıklama Evrim Teorisi’

New York Eyalet Üniversitesi profesörü Dr. Douglas Futuyma, inanca dayalı Yaradılış düşüncesinin bilimin ortaya koyduğu birçok konuyu açıklayamadığını vurguladı.
New York Eyalet Üniversitesi Evrim ve Ekoloji Bölümü profesörü Dr. Douglas Futuyma, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen ‘Evrim: Biyolojideki En Önemli Kuram’ başlıklı bir konferans verdi. Dr. Douglas Futuyma, “Evrim Teorisi, insan vücudu ve sağlığı başta olmak üzere bir çok konuda tatmin edici tek bilimsel açıklamadır” dedi.
‘EVRİM OLMAZSA AÇIKLAYAMAYIZ’
Biyolojik fenomenlerin, fizik ve kimya temeline dayandığını belirten Futuyma, bütün organizmaların da çeşitli karakteristik nitelikleriyle biyo-kimyasal süreçlerin bir ürünü olduğunu söyledi. Canlıların anatomilerinin ekolojik dönüşümün özellikleri taşıdığını dile getiren Futuyma, “Evrime inanmazsanız birtakım karakteristikleri anlamak mümkün olamayacaktır” diye konuştu.

DOĞANIN YASASI: ‘DOĞAL SELEKSİYON’
Evrim Teorisi’ne ilişkin bazı bilimsel verileri anlatan Futuyma, evrim düşüncesinin ‘doğal seleksiyon’ ve ‘genetik sapma’ düşüncelerine dayandığını dile getirdi. “Bütün organizmaların ortak bir kaynaktan geldiğini; milyonlarca yıl içinde yeni türlerin ortaya çıktığını” söyleyen Futuyma, “Biyolojik anlamda insanın en yakın akrabası primatlardır” dedi.

‘AKILLI TASARIM’ BİLİMSEL DEĞİL, DİNSEL
Prof. Dr. Douglas Futuyma, ABD’de Evrim konusundaki tartışmalara değinerek, bu teorinin ‘Yaradılış’ düşüncesine sahip kişiler tarafından bilim dışı savlarla eleştirildiğini söyledi. ABD’de ‘Yaradılış’ düşüncesinin, ‘Akıllı tasarım’ kisvesiyle kamufle edildiğini savunan Futuyma, Akıllı tasarımda yaşam formlarının tümünü tasarlayan üstün bir varlığın esas alındığını ve bu düşüncenin dinsel bir doktrin olduğunu ileri sürdü.

‘YARADILIŞ’IN BİLİMDE YERİ YOK’
Futuyma, “Evrim, gerçektir. Tatmin edici ve bilimsel tek açıklamadır. Yaradılış, bilimsel sürecin tam zıddı ve inanca dayalıdır. Yaradılışın ve ‘Akıllı tasarım’ düşüncesinin, bilimde yeri yoktur” diye konuştu.



« Önceki::

Blogcu.com bir BERIL Tech hizmetidir.